Mutluluk resimleri

07/03/2011 P.tesi –Ali APAYDIN–  Başkent

 

Kimin kendisine niçin bir dava açtığını asla öğrenemeyen Josef K., açılan bu dava sonucunda “Bir köpek gibi!” öldürülür.

Kont Westwest’in (yazar, Batı’nın Batı’sına işaret ediyor olmalı) şatosunda çalışmak üzere bir köye giden ve bizzat kont tarafından davet edilen kadastrocu K. ise, çalışacağı şatoya bir türlü ulaşamaz. Köydeki herkes şatodan söz etmekte, fakat hiç kimse şatonun nerede olduğunu söylememekte ya da bilmemektedir. Bununla birlikte ortalık şatoda çalışanlardan geçilmez! Kadastrocu, bu “anlamsız” durum karşısında derhal köyü terk edip gitmek yerine ısrarla şatoya ulaşmaya çalışır. En nihayetinde bir randevu almayı da başarır. Fakat bu randevuyu alana dek öylesine yorulmuş, öylesine bitkin düşmüştür ki, uyuyakalır! Randevuyu kaçırır.

***

Franz Kafka, asla muhatabınızla görüşmenize izin verilmeyen, hatta hiçbir muhatabın idame edilmediği bir dünya görmüştü. Hakkınızda bir dava açılıyor ve siz neyle suçlandığınızı bir kenara koyun, kimin size dava açtığını, davanın nerede açıldığını anlayamadan, haliyle hiçbir savunuda dahi bulunamadan cezalandırılıveriyorsunuz. Ve derhal cezanız infaz ediliyor. Bu ürkütücü dünyaya gözlerinizi açar açmaz, etrafınız “yapmanız gerekenler listesi”yle donatılıyor ve size bunların bilgisi dahi verilmeden içlerinden birini yapmadığınız için çeşit çeşit cezalara çarptırılıyorsunuz. Şayet durumun biraz farkına varmışsanız, sözgelimi kadastrocu K. gibi, yapmanız gerekene davranmaya da çalışabilirsiniz; fakat ne trajedidir ki, buna dair de hiçbir şey yapamazsınız.

Sözgelimi, bir bankada hesabınız var. Bu hesapta bir yanlışlık olduğunu fark ediyor ve düzeltilmesini istiyorsunuz. Fakat ortada banka diye bir varlık göremiyorsunuz. Hemen her köşe başında bu bankanın şubeleri var, bu şubelerde çalışan yüzlerce insan var. Fakat hesabınızdaki yanlışlığa neden olan kişi ya da kurum asla ve asla yok! Gidip, şubelerdeki görevlilerden biriyle kavga edebilirsiniz, ancak o sadece bir çalışandır –bankanın kendisi değil– ve sizin durumunuzla ilgili hiçbir şey bilmemektedir, ancak sizin hesabınızla ilgili onlarca işlemi rahatlıkla gerçekleştirebilmektedir. Evet, hukuka başvurabilirsiniz, şayet 10 liralık bir haksız kesinti için ya da yanlışlık için yıllarınızı ve kat be kat daha fazla olan bir parayı gözden çıkarmaya razı olursanız. 

***

Reklâmlar, Kafka’nın gördüğü dünyanın en çıplak yansıtıcılarından biridir. Şayet biraz olsun onlar vasıtasıyla önünüze sunulan hayata ikna olursanız, sanırsınız ki, dünyadaki hemen her şey sizi düşünmektedir, ortalık sizin rahatınızı gözeten, sizi koruyan, sizi seven ve bütünüyle sizin için seferber olan kurum ve kuruluşlardan geçilmez. Fakat gerçek gözlüğünü takar ve Kafka gibi yaşanan esasa odaklanırsanız, karşınızdaki manzaranın dev bir kâbus mekanizması olduğunu anlarsınız. Mesela, bir market reklâmında, sizin için nelerin düşünüldüğü söylenir durur. Daha ucuz, daha güvenli ve hep sizden yana olan bir alışveriş ilişkisi resmedilir önünüze. Ve siz buna ikna olup, o marketin bir şubesine gidersiniz,    aldığınız bir ürünün üzerindeki fiyat kupürüyle kasada ödemeniz için size yansıyan fiyat arasında bir tutarsızlık ortaya çıkar. Önceden denmiştir ki, sizin lehinize olan fiyat geçerlidir. Evet, peki aradaki farkı kim ödeyecek? Kurum mu? Hayır, o marketteki görevlilerden, yani konunun hiçbir şekilde muhatabı olmayan çalışanlardan alınacaktır bu fark. Böylece sizin gibi birinden, belki de sizin ta kendinizden kotarılan bir şeyle, size bir “iyilik” yapılmış olacak.

***

Kafka’nın bir öyküsünde lehte konuşucular araması oldukça anlamlıdır. Ortalık daima sizin lehinizdeki kurum ve kuruluşlarca bu denli donatılmış olmasına rağmen, kimse sizden yana değildir aslında. Esas, gün be gün büyüyen, hırs ve çıkarların şiddetli çatışmasından başka bir şey değildir. Fakat siz bunu göremezsiniz. Görmemeniz için her şey yapılır. Adeta gözlerinizin önü hemen her saniye yeni bir “mutluluk resmi”yle kapatılır. Ahmakça öyküler anlatılır size (bitmek tükenmek bilmeyen “başarı” öyküleridir bunlar –yani kazandırıcı tek eylemin hırsızlık ve kazananların sadece ve sadece hırsızlardan oluştuğu bir dünya!–), küstahça söylenen yalanlar, ustalıkla kotarılmış birer satranç hamlesi gibi takdim edilir önünüze. Oysa oynanan oyunun adı, satranç değil pokerdir. Ve her sabah uyandığınızda, sağduyuya, ahlaka ve özgürlüğe yeni bir tokat indirilmekten başka hiçbir şey yapılmamaktadır.

***

“Mutluluk resimleri”ne bakılarak yaşanan bir hayat, o resimlerin hep dışında kalınan bir hayattan başka bir şey değildir. Bu anlamda, huzurlu ve mutlu olduğunu söyleyen insanlar, birer yalancı olmaktan öte, huzursuzluğun ve mutsuzluğun en derin kaynaklarıdır. 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !